yüzonbeş.
hayat sana kılım, canım yeterince yandı, bir kere de zor olma. ileriden sağa döneceğiz. teşekkürler.
bu arada dünyanın ikinci en süper müzik blogu kereviz açıldı.
son olarak yetmişüç’ten bir tek yüzonbeş için vazgeçerim.
hayat sana kılım, canım yeterince yandı, bir kere de zor olma. ileriden sağa döneceğiz. teşekkürler.
bu arada dünyanın ikinci en süper müzik blogu kereviz açıldı.
son olarak yetmişüç’ten bir tek yüzonbeş için vazgeçerim.
işte yol boyunca kilometre taşları olur ya, her gördüğümde “altı” dedim. toplamda kaç “altı” etti bilmiyorum.
işte yol boyunca ara ara karanlık olur ya ve o karanlıkta kilometre taşları görünmez ya, ben o zamanlar da “altı” dedim. toplamda kaç “altı” etti bilmiyorum.
500GB diski olan bir insan mutlu olmalıdır bence. şundan 55313 tane sığabilir mesela o diske. belki de sığmaz. sığsa güzel olur ama. mesela bugün sınavım varmış. bunu son anda öğrenmiş olmam benim mal bir insan olduğumu göstermez bence. yok yok, kesin göstermez. sınav olduğunu bilmeyişim mal olduğumu göstermiyor ya hani, mal olmadığımı da göstermiyor. garip. earl grey net bir şekilde güzel bir çay bence. bir de 1 aralık hayatzor’un doğum günü. bi kutlayın be. 1 aralık deyince insanın aklına hemen 10 aralık gelir ya işte 10 aralık deyince de aklıma kapı ve bisküvi geliyor. ordan da luflee. siz şimdi bu salak yazıya bakarak “ne demek istemiş acaba” diye düşünmeyin. yeminle birşey demek istemiyorum. eve gideyim olmadı ben. marketten de luflee alırım iki tane.
sana dubrovnikten bahsedeyim biraz
ben çok gittim oraya
ileride olursa seni de götürürüm
belki geri dönmeyiz bi daha
yolları güzeldir
dağlık bir yoldan gidiyorsun
dubrovnik’e yaklaştıkça yollar daralır
sonra tekrar genişler
öyle salak bir şehir işte
yol çizgileri sarı mesela
ben sarı yol çizgilerini çok severim
bi de arabayla giderken kilometre taşlarını saymayı
yoksa da direk leri
leri
leri de ayrı yazılmaz ki
o kadar korkutmuşsun gözümü allahsız
ne diyordum
işte dubrovnik’e hoş geldiniz tabelası var şehrin girişinde
aslında yazıdan hiç bişey anlayamıyorsun
ama o tabela herhalde dubrovnik’e hoş geldiniz tabelasıdır
en çok ona yakışır
onu geçtikten sonra biraz daha ilerleyince deniz görünür
dubrovnik’e gideceksek akşam gitmeliyiz
akşam şehre girince deniz çok güzel görünüyor
aslında hiç akşam gitmedim
kesin çok güzeldir ama
ilk gidişimde sen de olursan daha da güzel olur
böyle hafif kızıldır
sonra biraz kalabalıklaşır sahne
evler falan girer
sokakları güzeldir dubrovnik’in
benim orda evim var bi tane
dubrovnik’e ilk gittigimde kiralık yazıyordu camında
fiyatını sormadım, direkt tuttum
paramın çokluğundan değil
evi ilk gören sen olsan sen de aynısı yapardın
girişi hafifçe yüksek
yağmur sularından korunmak için öyle yapıyorlarmış
arada çok yağarmış oraya
hani balkanlardan gelen yağışlı hava var ya
ondan işte herşey
o yağışlı hava dubrovnik’ten doğuyormuş
sonra yayılıyormuş her yere
iki basamak çıktıktan sonra küçük masayı görürsün
ikinci elden aldım
ama çok güzel
görsen bayılırsın
üstünde her zaman soğuk su olur
ben suyu soğuk severim
yazın da kışın da
terliyken de
hiç de hasta olmam soğuk sudan
iki tane sandalye var
biri kırmızı öbürü mavi
kırmızı olan duvara dayalıdır
hep orda otururum
arka iki ayağı üzerine yüklenip
ön ayaklarını kaldırmayı çok seviyorum
salıncaktaymışsın gibi
düşmemek için de duvara yaslıyorum
bi keresinde düşmüştüm
olsun ama
istersen sana kırmızı sandalyeyi veririm
ben de maviye otururum
o da güzel
hangisini seçeceğine sen karar verirsin
otururuz masaya
içeri girmeyiz
kahve yaparım sana
neskahve değil ama
bildigin türk kahvesi
hani ögretmiştin ya bana
sonra da denizi izleriz biraz
zaten karanlık olmak üzere olur
deniz ayrı bir güzel olur
dubrovnik’te ay da kocamandır mesela
hani ayın evreleri vardı ya
işte dubrovnik’te yok o evreler
hep kocaman
onu izleriz
bi tane sigara getiririm sana içerden
bir gün gelirsin belki diye almıştım
ikincisini istesen vermem ama
arabamıza bakarız bir yandan da
ışıklar kapalı ama yine de parlıyordur kırmızısı
sonra kahvelerimiz biter
biraz daha dururuz
içeriyi gezdirmek isterim sana
kapıya takarsın yine
oysa mavi kapı ne güzeldir
olsun
eve gireriz
ışıkları açmasam da aydınlık olur içerisi
deniz, ay aydınlatır içersini
ışıkları açarım yine de
ilk kiraladığımda beyaz ışık vardı
belki birgün gelirsin diye sarıyla değiştirdim
bir de büyük lamba aldım
ışığı ayarlanabilenlerden
ışık istemediğimizde ama ihtiyacımız olduğunda çok az açabilelim diye
aslında ben ışıktan rahatsız olmuyorum
yapmasam da olurdu
ama belki birgün gelirsin diye aldım işte
kanepemiz var bi tane
sadece bir tane
tek renk
yumuşak
hemen yanında battaniye
üşürsek hemen sarınırız
ama üşüyemeyiz ki
dubrovnik’te üşümek istersen üşürsün anca
balkanlardan gelen yağışlı ve soğuk hava var ya
o dubrovnikten çıktığı için hiç soğuk havası kalmıyor dubrovnik’in
ben zaten soğuk sevmem
mutfağa götürürüm seni
bir sürü güzel şey var mutfağımızda
seveceğini düşündüğüm herşeyi aldım
sarımsak soyucu, keskin bıçaklar, kocaman tabaklar
fırınımız da var
ama eski o
olsun
eski fırınlar daha güzel pişirir hem
sonra güzel kupalarımız var, bardaklarımız
bir de masamız var mutfakta
arada orda kahvaltı edebiliriz belki diye koymuştum
hiç kullanmadım
hep dışarıdaki masada yerim yemekleri
denize karşı
kırmızı sandalyede
kesin sen de öyle istersin
ama belki de mutfaktaki masayı da kullanırız birgün
gel de sen, karar veririz
sonra çok saattir yolda olduğumuz aklımıza gelir
yorgun hissederiz
içeri geçeriz
uyuyacağımız yeri gösteririm sana
aydınlık bir oda
kocaman bir yatak
çok güzel perdeler
bir de masa lambası ve küçük prens
okursun belki bana diye
ışık çok gelirse perdeleri çekebiliriz
koyu perdeler aldım
hiç ışık geçirmeyen
ışığı sevmediğimizde gelmesin hiç
dubrovnik’te herşey senin elinde
istersen komşun olur, istemezsen olmaz
istersen ışık olur, istemezsen olmaz
istersen mutlu olursun, istemezsen olmazsın
bi de
istersen soğuk olur, istemezsen olmaz
odaya küçük bir televizyon alacaktım
sonra vazgeçtim
o odada televizyon olmasa da olurdu
ışık var, kitap var, sen varsın, ben varım
yeter bu kadar
evin diğer yarısını gezemeyecek kadar yorgun hissederiz kendimizi
dubrovnik’te istersen yorgun hissedersin, istemezsen hissetmezsin
gireriz yorganın altına
hava birden soğur
sarılmalıyız
sarılırız
öylece uyuruz
sabah uyandığımızda soğuk hava balkanlardan dünyaya yayılmış olur
nokta
sırf şarkı doğru noktayı göstersin diye haftasonu istanbul’dayım.
tekrar geliyor: teoman - istanbul’da sonbahar
baktım facebook’a “You have no recent activity.” diyor. ulen ne demek istiyorsun sen bana diye çıkıştım. az önceki olanlar aktivite değil miydi hayvanoğluhayvan? o kadar yaşanılmışlığı bir anda silip atabilir misin? atsan sana insan der miyim ben? hiç. durduk yere kızdım yine.
yine tam güç acı çektim. hava muhalefetinden tutun da ankara su ve kanalizasyon işletmesine kadar herşey bana karşıydı yine bugün. evet saat henüz 12:58 ama ben günü kapattım. bitti benim için. varsın facebook daha da no aktivity desin. itoğluit.
şimdi aklımdakileri sıraya koyup anlatmalıyım. bir bir anlatmalıyım ki kayıtlara geçsin. kayıtlara geçsin ki facebook utansın. şerefsiz.
saat kaçtı? sanırım yediydi. açtım gözlerimi. gözlerim biraz büyükçene olduğundan açılmaları biraz sürüyor haliyle. baktım son model kameralı telefonuma, 1 adet kısa mesaj var diyor. açtım. kim? pele. yok avea. yok deve gibi oldu. konu dağılacak sanırım. yok dağılmadı. işte tanımazsınız siz, avea’yı ben çok severim. sürekli mesajlaşıyoruz kendisiyle. “güzel” yaz 3366′ya yolla güzel kızlar sizi öpsün mü demiş ne demiş hatırlamıyorum tam. hop etti içim, çok fena. kafabimilyon oldu. karşılıksız bırakamazdım bu mesajı, hemen “güzel” yazıp 3366′ya yolladım. sonra geri uyumuşum. birşey de olmadı zaten ondan sonra. gözlerimi tekrar açtığımda sular kesikti. aslında kesik değildi de, biraz daha uyursam kesilecekti. koştum. neden koştum bilmiyorum. neticede banyoya gidip dişlerimi fırçalayacaktım altı üstü. yine de koştum. sen daha aktivite yok de, şerefsiz facebook. neyse. ne oldu sonra? giyindim, dışarı çıktım canım, ne olacak. bir yandan da avea var aklımda. neden hala güzel kızlar cebime gelmedi diye düşünüp duruyorum. sonra hüseyin amcayı gördüm işte, selamlaştık. yağan rahmetten, barajların doluluk oranlarından falan bahsettik. seviyeli, doyurucu bir sohbetti. yollarımız ayrıldı. dolmuş beklemeye başlarken saatlerimiz 9.06′yı gösteriyordu. 9.12 sularında “lan ben niye dolmuş bekliyorum ki?” şeklinde kafamın üstünde birşeyler şey oldu. zira aski’nin tam önünden yeşil otobüsler geçiyordu. hemen bir adım yana kaydım ve yeşil otobüsü beklemeye koyuldum. yana kaymasam da olurdu ama durumumda bir değişiklik olduğunu çevreme hissettirmek istedim. hemen yanımda duran kel amca farketti bi tek. o farketmese de olurdu. artık yeşil otobüsü bekliyordum ben.
resmen ankara’nın yarısı o durakta otobüse-dolmuşa-taksiye-bişeye bindi. bi ben kaldım ortada, tuzluk gibi. artık dolmuşa da binemezdim, bir adım yandaydım artık. neyse canım, kimse olmasa da avea vardı. mesaj atayım tekrar dedim. “güzel” yazdım 3366′ya yolladım. “mesaj gönderme başarısız” gibi bişey dedi, sensin başarısız dedim. tekrar denedim. bu sefer daha ısrarlı bastım “gönder”e. noluyorlan şeklinde çıkıştım, bi baktım yeni mesaj. sitem etmiş avea. yolluyorum yolluyorum gitmiyor işte ne yapabilirim ki. bi baktım kontörüm yok. bi baktım kontör alacak param yok. bi baktım para çekecek bankamatik yok. ulen tüm kurumlar mı boş anımı beklemiş? piserifler. bi de avea mesaj atıyor durmadan. “güzel” yaz, “güzel” yaz diye. yazıyorum, ama almıyorsun ki mesajlarımı canım. bi sen vardın, sen de sattın. dediğimi duymuş olacak ki, “küstüm” diye mesaj geldi. noluyorlan dedim yine. avea’sın sen. nasıl küsersin bana. kızdım. neymiş recent aktivite yokmuş. peh.
saatlerimiz 10:02′yi gösterirken beklenen otobüs geldi. süper mutlu mu oldum? hayır. küfrettim sadece. gelen otobüse, gelmeyenlere, yağan yağmura ve kara bahtıma. neyse zaten şunun şurasında perşembeye ne kaldı ki dedim, teselli ettim kendimi. çat mesaj. avea. allahsız avea. kontörüm yok işte. ne yapabilirim. zaten sabah da yollamadın kızları.
otobüste biletçinin yanına oturdum. samimi birisine benziyordu. bitlisliymiş, daha emekli olmamış. enişteniz emekli etsin işte diye takıldım. güldük. yeşil otobüslerin kaldırılacağından, yeni araçlardan bahsettik. eski günleri yad ettik. kalkan yolculardan birinden düşen bir kalem buldum, ona hediye ettim. duygu yüklü anlar yaşadık. saati merak ettim, telefona bi baktım: avea. allahsız avea. kontörüm yok işte. ne yapabilirim. zaten sabah da yollamadın kızları. hayır madem cebime yollamak istiyorsun kızları ara bi sesimi duy, anlatayım sana halimi. yollarsın sonra. yok işte. illa atraksiyon kasacak. o şerefsiz de aktivite yok desin daha.
otobüsten inince, karşımda duran yorgun bina bana gülümsedi. aski beni çağrıyordu.
yağmur durmadan ıslatıyordu beni ve avea ısrarla mesaj atmamı istiyordu. yıpranmıştım.
koştum aski’ye sığındım. gelmişken de su aboneliğini üzerime alayım dedim. allahım işlerim ne kadar da yolunda gidiyordu. yani yolum buraya düşmese hayatta su aboneliğini üzerime almazdım. kader işte. tam da suyumun bittiği bir dönemde şans eseri karşıma çıkıvermişti aski binası. avea bi ara artık. mesaj atma allahsız.
sonra ne oldu? ne oldusu yok. biçaylarını içtim, kalktım. aski müdürü beni kapıya kadar geçirdi. bir de şemsiye verdi. ıslanmışsın, dikkat et kendine üzme bizi dedi. teselli etti. telefonunu ver de bi mesaj atayım avea’ya diyecektim. utandım, isteyemedim. geri dönmek için yaya geçidine geldim. kırmızı yanıyordu. ne kadar da şanslıydım. adımımı caddeye attım. ne oldu? yeşil yandı. ben böyle işin. yağmur hala yağıyor ama avea artık mesaj atmıyordu. ne kontör alacak param ne de para çekecek bir bankamatik vardı. acı mı? acı. aç mıydım peki? her zaman.
sen daha aktivite yok de şerefsiz. avea’ya gelsin o zaman. genç kızların sevgilisi seslendiriyor: teoman - istanbul’da sonbahar
şimdi elimdeki yıldız her geçen gün daha da büyüyorsa bu benim suçum mu? değil. kimin? yıldızın. neden büyüyorsun canım.
şimdi bugün yine geç kaldım, rahat uyuyamadım gece. neden? çünkü ben salak bir insanım. şimdi bu yüzden işe geç kalmışsam bu benim suçum mu? değil. kimin? yıldızın. neden büyüyorsun canım.
şimdi bugün geç kaldığım için yine arka sokaktan taksiye binmem gerekti. köşeyi dönünce bi baktım karşıdan biri geliyor. kim? pele. yok yok komşum hüseyin amca. üç gün önce de karşılaşmıştık aynı yerde, gülmüştü bir sürü. kim? yıldız. peki bu benim suçum mu? değil. kimin? yıldızın. neden büyüyorsun canım.
şimdi sabah sabah mutluysam bu benim suçum mu? değil. kimin? yıldızın. neden büyüyorsun canım.
üç gün öncesini hatırlattığı için, komşum hüseyin amca’ya geliyor: Nancy Siantra & Lee Hazlewood - Summer Wine
soru: “dün akşam sol elime en yakın şeyin lacivert veya koyu mavi bir faber castell grip 1345 olduğunu farkettim. bu sabah da aynı kalem duruyordu en yakın yerde. hani üst tarafını çevirdiğinizde içinden silgi çıkan türden. 0.5 bu kalem. benim bütün kalemlerim hep 0.5 oldu. 0.7 hantal geliyordu bana, 0.9 ise kendimi beceriksiz hissettiriyordu. ondan hep 0.5 kullandım ben. bi de hep kurşun kalem kullanırım ben. tükenmez kalemle yazım çok çirkinleşir, sevmem hiç. ama işte elime yıldız çizmem gerekince çaresiz tükenmez kalem kullanırım. aslında tükenmez kalemle ele çok güzel çiziliyor. kurşun kalemle çizilseydi o kadar güzel durmayabilirdi sanırım. belki de gerçekte ben tükenmez kalem seviyorumdur. bu konuyu düşünmem lazım. bi de eskiden çok zeki birisiydim, çok eskiden. düşünmem lazım diyeceğime düşünür, en süper kararı verirdim. artık düşünmem lazım. hayat zor. mickey ve mallory’nin hastasıyım bi de. bunu da sizinle paylaşmak istedim. teşekkürler. o zaman sıradaki şarkımız mickey & mallory knox’a gelsin: Leonard Cohen - The Future. canım. lan.”
Yukarıdaki paragrafta erdem olsa olsa nedir?
a. lacivert veya koyu mavi bir faber castell grip 1345
b. silgi
c. leonard cohen
d. canım
e. lan
yine sağdan soldan mimlenmişiz. ikisi de ayrı ayrı strese soktu beni. hadi sağdaki bir yere kadar da meticim ben kim şiir kim kuzum. hiç olacak şey mi? hayır birini unuttum ayağına yatsam öbürü var. neyse karar verdim şiiri sonraya bırakacağım. işte size makyajsız bilmemnesiz pek doğal fotografım:

neyse yazıyı burda sonlandırıyorum. reklam bitti.
not: sevgili despina ekibi, feci söz hakkım doğmuş durumda. haberiniz olsun.