sugar.
size en güzelinden bir hikaye anlatayım istiyorum. hikaye saf huzurdan oluşsun istiyorum, yıldız’ın seveceği türden. bir yandan da acı olsun içinde, özlediğiniz hayatzor konseptine en uygun şekilde. bir de şiir gibi olsun istiyorum, konusu yıldızlı gökler ve mavi denizler olan gizil romantik bir şiir. “hepsi bir arada olur mu hiç?” deyip alpella ring reklamlarını hatırlayalım önce. tamam hatırladık, şimdi unutalım. 5 4 3 2 1. hoop ve unuttuk gitti.
yok yok hikayeyi falan boş verelim şimdi. size salonumuzdan ve içindeki eşyalardan bahsedeyim biraz. salonumuz - ki kendisi mavi salon olarak bilinir - L şeklinde tipik bir yüzüncüyılişçiblokları salonu. çirkin beyaz duvarları dışında belirgin bir özelliği yok. hemen karşımda - iki adım ötede - ellibeşyadaellibirekran tam renkli televizyonumuz var. kendisi dünyanın en süper ikinci televizyonu. karakterli. “var mısın yok musun”, “hatırla sevgili” ve “bıçak sırtı”nı çok seviyor. bir de “bez bebek”i seviyor. bunları çok sevdiği için de maalesef biz evde hep bunları seyretmek zorunda kalıyoruz. allahtan “bbg evi” bitti de onu seyretmek zorunda kalmıyoruz artık. yok böyle terbiyesiz bir televizyon. hemen yanında iki adet açık yeşil “happy new year” balonu duruyor. tahmin edeceğiniz üzere deey yılbaşından kalma. görüş alanımda iki tane daha balon var. biri televizyonun öbür yanında diğeri de duvara asılı durumda. indirmeyi akıl etmedim mi sanıyorsunuz? ettim tabii ki. ancak salondaki her eşya gibi bu da bir havalarda. söz dinlemiyor. neymiş, sırf ben söyledim diye inmezmiş. iyi dedim ben de. iyi.
kırmızı halımız var bir tane. ebatlarını bilmiyorum, salonun ortasını kaplıyor işte. üstünde boş bir gezma poşeti ve o poşetten çıkan gezma ile ilgisi olmayan dört şey. dört ne? pele. yok, olmadı bu sefer. ben kırmızı halının uzun kenarının ortasında duruyorum. bana göre sol üst köşede kılıçlar var. çocukların kolaylıkla ulaşabileceği bir yerde. hatta direkt yerde. dünyayı kurtarmamız gerektiğinde bu kılıçları belimize takıp dışarı fırlıyoruz. yani fırlardık. gençken. sırf kılıçlarımız güneşten etkilenmesin diye 1.80 boyunda bir çam ağacı aldık eve. kılıçlar onun gölgesinde duruyor. aslında perdeler kapalı olduğu için içeri pek güneş girmiyor ama biz yine de aldık ağacı. ne olur ne olmaz. almışken de yıldızlarla süsledik. bir de ışıklar var tabii, renk renk. evde çam ağacı beslemek gerçekten çok zor. her yere tüy döküyorlar şekerim. bir de evinizin direği sağda solda uçuşan çam ağacı tüylerinden hoşlanmıyorsa yandınız! ben mesela gün içinde mutlaka temizliyorum, akşam işten yorgun dönen yıldız’ım rahatsız olmasın diye.
başka ne var? telefon var mesela. o da yerde duruyor, kılıçların hemen yanında. en son bir saat önce çaldı. arka planda “beni koyup gitme” çalıyor. karşıdaki ses özlemiş, belli. izleyeni hüzünlendirecek bir sahne. içindeyken daha bir acı. bağırsana lan! bağır işte. yok. anca titreyen bir sesle “ben de” de. mal.
salonumuzda ayrıca iki çokeski çekyat, bir kaç kitap, enn pahalısından adsl modem, yarısı yenmiş peyman marka fıstık, nivea mendil, duru kolonya, boggle, fotraf makinesi, ayna, dolupil, boşpil, bozuk paralar, bozuk olmayan paralar - çok zenginiz, evet -, biradetgitar, renkli kağıtlar, renksiz kağıtlar, küçük spiderman topu, bir çift terlik, bir çift terlik daha, lanbukadarterliginneişivarburda, bir kaç cd/dvd, dağınık gazeteler, ders kitapları, bir kaç kalem, boş kindersürpriz kutusu, kumbara, televizyon kumandası, servis peçete, koli bandı, nilüfer bileti, kent turizm bileti, üçlü priz, web cam, sıfırbeşuç, silgi, birkaç fotraf, iki tane çakmak, uzun saç döneminden kalma bir iki toka, cep telefonu, rastgeleatılmış atkı-bere, kirli bardak ve bir adet iyacp bulunuyor. farkettiğiniz üzere bu yazıdan çok sıkıldım. teşekkürler. iyi geceler.
February 5th, 2008 at 6:58 am
çünkü o terliklerden bir çifti benim.
February 5th, 2008 at 7:33 pm
ben de gördüm o terliklerden bi çifti skörün.yıl oldu beee!
salon biraz dağınık sanki neyse..
February 8th, 2008 at 1:06 am
ah bee skörüm, alamadın gitti terlikleri…
kırmızı halıyada ben talibim, sevdiğim kırmızıysa tabi.
February 8th, 2008 at 1:07 am
sende iyacp’a nispet yap bence, “çikolatalı keki ben yidim” diye…