gö kan.

7.48′de çaldı yine saat. ertele ertele. beş dakika daha? hadi.

uyandım. saat 9.42. camdan gelen soğuk yüzünden kafamı çıkarmak istemiyorum yorganın altından. sonra kafama dokunuyorum. saçlar! saçlarım yok. sonra geçiyor. kestirdik ya. evet kestirdik. hoşçakal rapunzel, hoş geldin hülyaavşar. bu konuya sonra, çok sonra değinirim. daha detaylı bir şekilde. şu anda istemiyorum. hızlı bir el-yüz-diş yıkama sonrası aynadan kendime baktım uzun uzun. neler düşündüm? kim bilir? pele.

sonra telefonu alıyorum elime. 57. bloga bir taksi. taksi’de neler düşündüm? kim bilir? evet, pele.

7.48′de çaldı yine saat. kafamı kaldırdım. soğuk yorganın içine girdi. titredim. telefonumu aradım. tüm gece bu anın gelmesini beklemiştim. artık bir bahanem vardı. “günaydın”. sonra ne oldu? ertele ertele. beş dakika daha? hadi.

uyandım. saat 9.42. camdan gelen soğuk yüzünden kafamı çıkarmak istemiyorum yorganın altından. birden doğruluyorum. sabaha kadar bana lost izletmiş bilgisayarın ekranını hafif yukarı kaldırıyorum. hemen bir Esc. ve explorer. yaz yaz yaz. daha hızlı olmalıyım. önce gmail, sonra reader. bir bakıyorum çalışmıyor. wireless yapma. bugün yapma. bakmam lazım, ne olur yapma. modeme koşuyorum, reset atıp geri geliyorum. hah oldu. bir an gelmeyeceksin diye öyle korktum ki! devam. facebook. last.fm. tekrar last.fm. sonra da korka korka kereviz. “veda” yok. her yerde “veda” var. sonra kafama dokunuyorum. saçlar! saçlarım yok. sonra geçiyor. kestirdik ya. evet kestirdik. hoşçakal rapunzel, hoş geldin hülyaavşar. bu konuya sonra, çok sonra değinirim. daha detaylı bir şekilde. şu anda istemiyorum. hızlı bir el-yüz-diş yıkama sonrası aynadan kendime baktım uzun uzun. neler düşündüm? kim bilir? pele.

yeter bu kadar baktığın aynaya diyorum. sen git ben tüküreceğim diyor. olmaz, gitmem diyorum. git! diye tersliyor. yine komik bir şekilde tükürüyor ağzındaki köpükleri. salona giden kapıda durup banyoya bakıyorum. birazdan çıkacak, birazdan çıkacak. çıkmıyor. hayal miydi? bu yaşta hayal mi olurmuş! olur. giyiniyorum. bi pantolon, bi tişört yeterdi ya bana. ama yetmez ki. kar var. sonra telefonu alıyorum elime. 57. bloga bir taksi. taksi’de neler düşündüm? kim bilir? evet, pele.

7.48′de çaldı yine saat. kafamı kaldırdım. soğuk yorganın içine girdi. titredim. telefonumu aradım. tüm gece bu anın gelmesini beklemiştim. artık bir bahanem vardı. “günaydın”. kafasını kaldırıp bana bakıyor. sonra hemen çeviriyor suratını. bakılmaz. geri uyuyor. öpüyorum yanağını. öpülmeden kalkılmaz ki. öpüyorum ve uçup gidiyor. en tepeye. sokağın tavanına. sonra ne oldu? ertele ertele. beş dakika daha? hadi.

uyandım. saat 9.42. 11′de uyudum desen eder sana 11 saat. oha. oha ne be, benim normalim bu diyor. sonra hemen çeviriyor suratını. bakılmaz. benim norlmalim ne diye düşünüyorum. cevap yok. silik. camdan gelen soğuk yüzünden kafamı çıkarmak istemiyorum yorganın altından. kafam neden yorganın altında ki? ben hiç böyle uyumam ki. şaşırıyorum. yastığın şekli bozulmuş. kenara bırakıyorum. birden doğruluyorum. sabaha kadar bana lost izletmiş bilgisayarın ekranını hafif yukarı kaldırıyorum. hemen bir Esc. kapansın GomPlayer ve explorer. yaz yaz yaz. daha hızlı olmalıyım. ben çok hızlı klavye kullanırım. en hızlı benim. önce gmail, sonra reader. bir bakıyorum çalışmıyor. wireless yapma. bugün yapma. bakmam lazım, ne olur yapma. modeme koşuyorum, reset atıp geri geliyorum. hah oldu. bir an gelmeyeceksin diye öyle korktum ki! devam. facebook. last.fm. tekrar last.fm. sonra da kereviz. yok birşey, şey’ler ayrı! buna da şükür. sonra kafama dokunuyorum. saçlar! saçlarım yok. sonra geçiyor. kestirdik ya. evet kestirdik. hoşçakal rapunzel, hoş geldin hülyaavşar. bu konuya sonra, çok sonra değinirim. daha detaylı bir şekilde. şu anda istemiyorum. hızlı bir el-yüz-diş yıkama sonrası aynadan kendime baktım uzun uzun. neler düşündüm? kim bilir? pele.

yeter bu kadar baktığın aynaya diyorum. sen git ben tüküreceğim diyor. olmaz, gitmem diyorum. git! diye tersliyor. yine komik bir şekilde tükürüyor ağzındaki köpükleri. salona giden kapıda durup banyoya bakıyorum. birazdan çıkacak, birazdan çıkacak. çıkmıyor. hayal miydi? bu yaşta hayal mi olurmuş! olmaz mı? giyiniyorum. bi pantolon, bi tişört yeterdi ya bana. ama yetmez ki. kar var. kar bu, olacak tabii. kışın ölünmez ki. hem küresel vurdu buraları. geçer birazdan. geçmez belki de. çok çok istersek geçmez mi? çok çok istemeyiz ki. neyse. sonra telefonu alıyorum elime. 57. bloga bir taksi. taksi’de neler düşündüm? kim bilir? evet, pele.

ben hayatzor’u seviyorum. kim sevmez ki kendi blogunu? o da doğru. çok aksattım. yazasım yok dedim hep. neden yazamadığımı bir ben bilirim diyemeyeceğim. bir ben daha var. o da biliyor. verilmiş sözler vardı, ağızdan çıkmış. o değil de ilhan almayacaktı. yapmayacaktı.

acı bizim işimiz.

sevmediğim bu şehri bana çok sevdirdi. “acı” diye diye bu sevgiyi elimden aldı. sen üzülme diye ne günahlar yazdım haneme. sen daha bana şarkı armağan et. peh. aynısını geri yolluyorum.

ezginin günlüğü - şehir

ben dönemedim geri. halen o sokak arasındayım. arkandan bakıyorum.

“gö kan.” ile ilgili 4 yorum yapılmış.

  1. SYLPH:

    evet anlıyorum tekerrür ediyor hayat…

    burada yazanlar bi de kereviz’de bi de bi de dost linklerinizde çok hoş mekanlara ulaştım… ne hoş güzelliklersiniz valla..
    herkes görsün bu keyifli mekanları istedim bloguma ekledim..bilmem kızar mısınız?

  2. silgi:

    oov, bir post’la iki kuş vurulmuş. tebrikler.

  3. ben:

    sevgili sylph,
    hoş geldin. bloguna baktım. silgi süperdir. arkadaş olmakla iyi etmişsin.

    sevgili silgi,
    yok öyle bir şey.
    teşekkürler.

  4. silgi:

    tebrikler.

Yorum: